Son Haberler

Altan Öymen; “Meşrutiyet öncesi padişahlık sistemine benziyor”

28 Aralık 2016

Deneyimli Gazeteci-Yazar ve Siyasetçi Altan Öymen, CHP Bursa İl Başkanlığı’nın düzenlediği Salı Söyleşileri etkinliğinin konuğu oldu. ‘Yeniden demokratikleşme için ne yapmalı?’ konu başlığında gerçekleşen söyleşide konuşan Öymen, ortaya atılan anayasa metni ile ilgili olarak; “Bu metin, Cumhurbaşkanı’nın başkanlık sistemlerinin hiçbirinde görülmeyen yetkilerle donatılması anlamına geliyor. Dünyadaki başkanlık sistemlerinin hiçbirine benzemeyen bu sistem, bir tek Meşrutiyet öncesi padişahlık sistemine benziyor” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa İl Başkanlığı’nın bu haftaki konuğu deneyimli Gazeteci-Yazar ve CHP Eski Genel Başkanı Altan Öymen oldu. ‘Yeniden demokratikleşme için en yapmalı?’ konu başlığında, Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, İlçe Başkanları ve çok sayıda partilinin katılımıyla gerçekleşen söyleşide konuşan İl Başkanı Şadi Özdemir, Salı Söyleşilerini 2016 yılının ikinci sezonunda başarıyla sürdürdüklerini ifade etti. Pek çok parti büyüğünü ve belli konularda uzmanlığı olan konuklarla çeşitli konuları tartıştıklarını ve bilgilerinden faydalandıklarını belirten Özdemir; “Bugün konuğumuz en deneyimli büyüklerimizden biri. Altan Öymen ismi kendi başına özgeçmiştir. Ayrıca bir şey söylemeye gerek yok, onu herkes tanıyor. 1950 yılından bu yana gazetecilik yapmış ve neredeyse bütün gazetelerde çeşitli görevler yapmıştır. Aynı zamanda parlamenter, aynı zamanda genel başkan ve Cumhuriyet tarihinin önemli bir kesitine şahitlik etmiş bir büyüğümüzdür” dedi. Şadi Özdemir’in ardından söz alan Altan Öymen, hayatının büyük kısmının gazetecilik mesleğinde geçtiğini ve sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nde olmak üzere politika da yaptığını ifade etti. Genel Başkanlığı döneminde Bursa’ya çok sık geldiğini belirten Öymen; “Bursa hareketli ve ümit veren bir kent. Bundan 15-16 yıl önce de öyleydi. Genel Başkanlığım sürecinde buraya sık gelirdim. Hatta bir ara uzunca da kaldım, her yerini dolaştım. Büyük toplantılar yaptık. 1999-2000 yıllarında Cumhuriyet Halk Partisi çok zor durumdaydı. O zorluklara göğüs geren arkadaşlarım, Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Bursa’da da vardı. Ancak bir canlılık da vardı. Çünkü Bursa’nın basını da var, partiye katılan gençleri de var. O dönem de Bursa’da oy oranımız %5,7’ydi. Şimdi oy oranımız %25’lerde. Bardağın dolu tarafını görmek lazım. Bu değişimler siyasi partilerin hayatı açısından önemli bir hadisedir. Başka ülkelere de bakarsak benzerlerini de görürüz. Örneğin Almanya’daki Sosyal Demokrat Parti iktidarın ortağıdır. Oyu %25’lerdedir. Bir önceki seçimde %23’lerdeydi. Ama oralarda demokrasinin gereği neyse o oluyor. Almanya o yüzden 1949’dan bu yana bir dönem hariç hep koalisyonlarla idare edildi. Bizdeki iktidarda, koalisyonun çok kötü bir şeymiş gibi gösterilmesi alışkanlığı var. Daha 7 Haziran seçimlerinden önce bile, koalisyonun kötü olduğuna dair açıklamaları yer aldı” dedi.

Hakaret ederek seferberlik yapamazsın

Demokratik ülkelerin çoğunun koalisyon ile idare edildiğine dikkat çeken Altan Öymen, Türkiye’de de pek çok koalisyon hükümeti olduğunu söyledi. Bazılarının ülkeye çok büyük faydaları dokunduğunu hatırlatan Öymen; “Öyle dönemler oldu ki, adına ‘bahar havası’ denilirdi; iki partinin genel başkanları birbirlerinin kongrelerini ziyaret ederdi. Mesela 1950’den önce Cumhurbaşkanı İsme İnönü’ydü, seçim propagandasına gidildiği zaman yurdu dolaşırdı. Yanına CHP Genel Başkan Vekilini ve diğer partinin temsilcisini alır öyle dolaşırdı. Yani bir nevi dostluk gösterilirdi. Türkiye’nin demokrasiye geçişi de öyle oldu. Seçim Kanunu’nun temelini oluşturan kanunlar, iki partinin ortak bir komisyon halinde çalışmaları sonucunda, bütün partilerin eşit olması esasına dayalı bir seçim kanunu çıkarıldı. Koalisyon denilen şey öyle kabus falan değildir. Aslında çoğu defa barış getiren ve ülkenin imkanlarının daha iyi, daha rasyonel kullanılmasını sağlayan bir hükümet biçimidir. Avrupa Birliği ülkelerinin çoğunda Almanya’daki gibi koalisyon hükümetleri var” diye konuştu. “7 Haziran 2015 seçimlerinde önemli bir koalisyon fırsatı kaçırıldı” diyen Öymen sözlerini şöyle sürdürdü: “AKP iktidarı, milli iradeyi temsil ettiği iddiasındadır ama milli iradenin 7 Haziran’daki işareti iktidar tarafından görülmemiştir. Seçimlerin ertesi günü yandaş medyada ‘Sandıktan kaos çıktı’ manşetleri atıldı. Milli irade sadece üstatların işine geldiği zaman bir işe yarıyor ve övülür hale geliyor. Öyle bir sürecin ardından seçimleri yenilediler. Halbuki mevcut iktidar, diğer 3 parti karşısında mutlak çoğunluğunu büyük bir farkla kaybetmişti. İktidarda eğer bir koalisyon hükümeti olsaydı 15 Temmuz’daki darbe teşebbüsü ya yapılamazdı ya da yapılsa bile bunun sonuçları bugünkü gibi olmazdı. Bunun çaresi bugün bile hala koalisyondur ama o fırsat sayısal açıdan kaçtı. Hiç olmazsa partiler arasından doğru düzgün işbirliği imkanlarının araştırılması gerekir. Çünkü dert bugün bir değil. Televizyonları açtığınız anda karşınıza ya şehit haberleri çıkıyor ya tutuklama haberleri çıkıyor. Bütün bunların karşısında hala memleketteki olmayan barış havasını daha da düşmanlık haline getiren laflar söyleniyor. Sonra da milli seferberlik yapalım diyorlar. Milli seferberlik yapmak için öncelikle karşındakilerle doğru dürüst bir ilişkin olması, doğru düzgün bir gözle bakman lazım. Onlara hakaret ederek seferberlik yapamazsın.”

Felaket tarafları olan bir anayasa

Türkiye 1923’ten sonra komşularıyla bütün meselelerini barışçı bir şekilde çözdüğünü ifade eden Öymen; “Sadece Kıbrıs’a bir müdahalesi vardır ama o müdahalede de yine anlaşmalardan doğan haklarına dayanarak yapılmıştır. Zaten adı da ‘Barış Harekatı’dır. Şimdi savaş tehlikesi falan da değil, savaş halindeyiz. Hedef Şam’da Cuma namazı kılmaktı. Birbirini izleyen yanlış politikaların sonucu olarak bu duruma geldik” dedi. Mevcut durumdan çıkmak için çeşitli girişimlerde bulunulduğunu belirten Öymen; “Umarız çıkabilir. Atılan adımlardan geri adım atılması, komşularla tekrar dost olmaya çalışılması iyi bir şey ama o geri dönmek mecburiyetinde kalacağın adımı neden atarsın, neden hesaplamazsın? Hep aldatılmak mıdır senin kaderin? İktidara geldiklerinden beri hemen her konuda aldanan bu hükümet bundan sonra nasıl sürebilir. Bunların üstüne bir de ‘Başkan olmak istiyorum’ diyor. Bütün bu manzaranın üstüne tuz biber eken bir gelişme. Zaten AKP’lilerin söylediğine göre Türkiye’de hükümet şekli fiilen değişmiştir ama hukuken bunun bir dayanağı yok. Bu fiili durumun artık hukuki hale getirilmesi teşebbüsü var” şeklinde konuştu. “Bu getirilen anayasa, tahmin edilenden çok daha fazla felaket tarafları olan bir anayasa” diyen Öymen, ortaya atılan metnin bir Cumhurbaşkanı’nın başkanlık sistemlerinin hiçbirinde görülmeyen yetkilerle donatılması anlamına geldiğini söyledi. Dünyadaki başkanlık sistemlerinin hiçbirine benzemediğini ifade eden Öymen sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir tek Meşrutiyet öncesi padişahlık sistemine benziyor. Mutlakıyet idaresinin kurallarına göre oluşturulan bir başkanlık rejiminin gelmesi isteniyor. Ve Meclis’teki komisyonda muhalefete hiç söz vermeyerek, kavgayla gürültüyle gece yarılarına kadar görüşülerek çıkarılmaya çalışılan bir anayasa teşebbüsü var. Bu gidişin ne kadar kötü olduğunu görebilen kendi içlerinde de kişiler var. Ancak gizli oy kullanılsa da, o oy gizli olmaktan çıkıyor çünkü bunu kontrol ediyorlar. Bir dahaki seçimlerde aday gösterilmeyeceklerinden korktukları için, attıkları oyları kanıtlama yoluna gidiyorlar. Çünkü milletvekillerinin her birini başkan seçiyor, Cumhuriyet Halk Partisi’nde olduğu gibi adaylar önseçimle belirlenmiyor.” Televizyon izlerken yayınların birden kesilerek hükümetten birinin canlı yayında açıklamasına geçildiğine dikkat çeken Altan Öymen; “Dünyanın demokratik herhangi bir ülkesinde böyle bir yayıncılık anlayışı olabilir mi? Mümkün değil. Bizde de mümkün değildi. Başbakanın istediği gibi konuşabilmesi için ayda bir kez ulusa sesleniş hakkını kullanmak için yayın yapılırdı. TRT Kurulu vardı ve o bağımsızdı. Bugün yaşananların olmaması için böyle bir kural koyulmuştu. Başbakan nadiren konuştuğu için merakla izlenirdi. Şimdi defalarca buna maruz kalıyoruz. 1984 romanındaki gibi nereye gitse ekranlarda bir abi konuşur, bizim manzaramız da bu” dedi

Herkes elinden geleni yapmalı

Öymen, bu gidişi durdurmak için demokratik haklar dahilinde bütün imkanların kullanılması gerektiğini belirterek; “Parlamentoda gayret sarf edilir. Parlamentoda yapılan ihlaller üzerinden Anayasa Mahkemesi’ne başvurulur. Ama aynı zamanda demokratik haklarımızdan hangileri kaldıysa onları da sonuna kadar kullanmakla önüne geçmeye çalışılır. Bütün bunlara rağmen referanduma gidildiyse, referandumda hayır çıkmasını sağlamak için ciddi olarak uğraşmamız gerekiyor. Türkiye’de Hukuk Fakültesi sayısı az değil. Neredeyse bütün üniversitelerde Hukuk Fakültesi var. Önceden üç üniversite vardı, ikisi İstanbul’daydı. O zamanlar Demokrat Parti’nin Anayasaya aykırı bir icraatı olduğu zaman, kaç anayasa hocası varsa hepsinden ses çıkardı. Şimdi 200’e yakın üniversite sayısı olan Türkiye’de herhalde Anayasa Profesörü sayısı da az değil. Onlardan da ses çıkması lazım. Herkes nerede, nasıl tepki verebiliyorsa vermesi lazım” açıklamasında bulundu. “Türkiye’de demokrasiye olan bağlılık fazladır” diyen Öymen sözlerini şu şekilde tamamladı: “Türkiye bu konuda çok fazla tecrübe geçirdi. Bunlar unutuluyor. Türkiye, Kanun-i Esasi dönemi de dahil çok daha önceden demokrasiyle tanışmıştı. Türkiye’nin bu yıla kadar kazandığı çok fazla tecrübe var. O yüzden kolay kolay yeni bir rejim, demokrasi dışı bir rejimin iktidara gelmesi mümkün değil. Ama mevcut iktidarı bırakalım, günün birinde bir başka kişi gelir ve yeni sistem içinde daha kötülerini yapmaya teşebbüs edebilir. Söyledikleri sözlere güvenilerek kanun da çıkarılmaz, anayasa da değiştirilmez. Kanunlar her ihtimali göze alarak çıkarılmalıdır. Anayasa gibi temel bir kanunda her ihtimali düşünmek gerekir. Bu ihtimali düşünmeyen bir anayasayla Türkiye’nin yeni maceralara sürüklenmesi tehlikesinin ortadan kaldırılması için herkesin elinden geleni yapması gerekir.”

 

 

 

Yoruma kapalı.

Scroll To Top