AKP, sular üzerinde çok tehlikeli bir oyun oynuyor – Av. Erol Çiçek

Av. Erol Çiçek

Küresel ısınma ve kirlilik nedeniyle Dünya’da ve ülkemizde tatlı sular hızla kirlenir ve azalırken; 2050’ye kadar dünyada su talebinin yüzde 55 artış göstermesi bekleniyor. Buna karşılık nüfus artışı da sular üzerinde baskı yaratıyor. Dünya’daki suların sadece %2.5’i tatlı su niteliğinde olup, tatlı suların yaklaşık %70’i de buz halindedir.

Ülkemizin su kullanım oranlarının dağılımı, tarımsal sulama oranı %80, endüstriyel kullanım oranı %10 ve evsel kullanım oranı % 8 civarındadır.  Ülkemizde kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarımız 1,700 m3 dolayındadır. Bu miktar ülkemizi “su azlığı yaşayan” ülkeler sınıfına sokmaktadır. Dahası, nüfus artışının da etkisiyle 2030 itibariyle bu rakamın 1,000 m3 seviyelerine düşeceği, yani ülkemizin “su fakiri” ülkeler sınıfında yer alacağı beklenmektedir.

Böyle bir ortamda, hukuka aykırı kurulduğu; AİHM kararıyla da tescil edilen Cargill’e günde 850 m3 civarında su kullanacak etanol tesisi için izin verilmekte; Karadeniz’in nehirleri ve dereleri HES’lerin kurulması için lisans sözleşmeleriyle özel sektöre devredilmekte, ambalajlı su pazarı gittikçe büyürken; yabancı firmaların eline geçmektedir.

Bütün bunlar olurken TBB Başkanı Metin Feyzioğlu da çevre sorunlarıyla ilgilenen TBB Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu’nu işlevsizleştirmiştir.

Sahipsiz ülkemizin dilsiz canlıları kurt, kuş, börtü-böcek, deredeki balıklar, AKP’nin doğa yağmasına sessizce isyan ederken; ülkemiz insanı, canlı yaşamın kaynağı sularının kirletilmesini, yok edimesini kuzuların sessizliği ile seyretmektedir.

AKP’nin amacı suları korumak değil; su kıyılarını imara açmaktır.

AKP Hükümeti 28 Ekim 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik ile insani tüketim amacıyla kullanılan suları Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği (SKKY) kapsamından çıkardı. İlk bakışta, İçme-Kullanma suyu havzalarının özel bir yönetmelikle düzenlenmesi olumlu gibi gözükürken; bu yönetmelik hükümleri suların korunması açısından SKKY’nin gerisinde kaldı. SKKY, ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının tümünün korunmasını düzenlemektedir.

Hükümet, 14 Şubat 2018 Resmi Gazetede yayınlanan; Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesi ile SKKY’nin bel kemiğini teşkil eden 16-20 maddelerini yürürlükten kaldırarak İçme-Kullanma Suyu havzaları dışındaki suları tamamen korumasız bırakmıştır. Yürürlükten kaldırılan hükümler su rezervuarının çevresindeki mutlak, (300 m.) kısa, (700 m.) orta, (1000 m.) ve uzak mesafe koruma alanlarında alınacak tedbirleri ve yasakları düzenliyordu. Böylelikle çeşitli ölçeklerdeki planlarda bu maddelere yapılan atıflar da hükümsüz hale getirilmiştir. Bu değişikliğe karşı Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası Başkanlığı ve yurttaş olarak benim açtığım dava halen Danıştay’da karar için bekliyor.

Su ve gıda güvenliği tehlikede

Böylece İçme-Kullanma Suyu havzaları dışındaki tüm sular: tarımsal sulamada kullanılan göl, dere, nehirler ve barajlar, yüzme ve eğlence amacıyla kullanılan sular, su ürünleri üretimi yapılan sular ve enerji üretimi yapan barajların suları tamamen korumasız kalmıştır.

Hızla kirlenen göllerimizde buna İznik Gölü gibi derin göller de dahildir, siyanobakteriler ve bunların toksinlerinde ciddi artış vardır. Bu bakteriler ve toksinler, bu sularla yetiştirilen bitkilere geçmektedir. İçsularda ortaya çıkan siyanotoksinlerin besin zinciri yolu ile balıklara, hatta kuşlara kadar biyomagnifikasyon yolu ile taşınabilmektedir. Bu durum su ve gıda güvenliğini de tehdit etmektedir. Yine göllerimiz ağır bir nitrat ve fosfor kirliliği ile karşı karşıyadır. Bütün bunlar halkımızdan gizlenmektedir.

Türkiye’de bazı göllerdeki siyanobakteri ve toksinleri ile ilgili değerler (WHO) Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği değerlerin üzerindedir. AKP; 2014 yılında Yüzme Suyu Kalitesi Yönetmeliği’nde bu konuda düzenleme yapacağını söylediği halde, yönetmelikte siyano bakterilerle ilgili düzenlemeyi hala yapmış değil.

Danıştay’dan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin bazı maddelerinin yürütmesine kısmen durdurma kararı verdi.

Bursa Barosu avukatlarından Erol ÇİÇEK tarafından açılan davada Danıştay’ın yönetmeliğin bazı maddelerinin yürütmesini durdurmasına rağmen; mevcut haliyle bu yönetmeliğin İçme-Kullanma Suyu Havzalarını Korunması mümkün değil.

Danıştay, içme-kullanma suyu havzalarının mutlak koruma alanında (300 m.) iyi tarım uygulamalarına izin verilmesini, (iyi tarım uygulamalarında gübre ve ilaç kullanılmaktadır) yakın mesafe koruma alanında (700 m.) Büyükşehir Kanunuyla mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanlarında yapılaşmaya izin verilmesini, her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilmesini, bu alanda ileri arıtmadan geçirilerek su deşarjını, iyi tarım uygulamalarına izin verilmesini, orta mesafeli koruma alanında, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrolünde hayvancılık faaliyetlerine izin verilmesine ilişkin düzenlemelerin yürütmesinin durdurulmasına karar verdi.

Yürütmesi durdurulan bu düzenlemelerin yanısıra yürütmesi durdurulmayan bazı maddeler içme-kullanma suyu havzalarının su kalitesinin korunması açısından çok ciddi risk ve tehditler içermektedir.

Mutlak ve yakın mesafe koruma alanında, ömrünü tamamlamış yapıların yeniden yapılmasına izin veren; çok hassas ve su kaynağına en yakın alan bu alanda, kontrollü otlatmaya ve zati hayvancılık faaliyetlerine izin veren, orta mesafe koruma alanında yapılaşmaya ve madencilik faaliyetlerine izin veren maddeler ve içme ve kullanma suyu temin edilen akarsuların her iki kıyısında 15 m. genişlikteki alanın dışında her türlü faaliye izin veren maddelerin yürütmesinin durdurulması istemlerini ise, reddetti.

Özellikle, içme ve kullanma suyu temin edilen dere, çay ve nehirler için getirilen düzenlemenin bu haliyle suların korunması değil; korunmaması amaç edinilmiştir. Bu düzenlemeyi yapanlar, coğrafya, topografya ve hidrolojiden habersiz kişiler midir?

Doğrudan insan ve canlı yaşamını ilgilendiren bir konuda, suyla doğrudan ve dolaylı olarak ilgilenmesi gereken belediyeler ve diğer sivil toplum örgütlerinin suskunluğu ülkenin su ve gıda güvenliğini tehdit etmektedir. Her iki yönetmeliğe karşı açılan dava sayısı bildiğimiz kadar üçtür.

Bursa Muhalif Gazetesi’nde yayınlanmıştır