istanbul escort

10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği ile Suruç’un yıldönümünde söyleşi – Ömer Gül

Suruç Katliamı’nın 1.yıl dönümü yaklaşırken ve Ankara Katliamı soruşturmasında kabul edilen iddianame ile ilgili tartışmalar sürerken; Ankara Katliamı’nda kardeşi Hasan Baykara’yı kaybeden ve kısa bir süre önce kurulan 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği’nin de üyesi olan Resul Baykara ile Suruç’tan Ankara’ya katliamları ve 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği’ni konuştuk

DSC_0533

-Öncelikle bize derneğinizden bahseder misiniz? 10 Ekim Dayanışma Derneği nasıl kuruldu, amacı nedir, ne tür çalışmalarınız var?

10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği, aslında aileler olarak bir araya gelerek oluşturduğumuz bir dernek ama sadece aileler ile çalışma yürütülmüyor. 10 Ekim mitinginin çağrıcılığını yapan kurumların temsilcililerinin de bulunduğu bir dernek. Yaklaşık 3-4 aylık bir mazimiz var ama daha öncesinde de bir dayanışma ağımız vardı ve o dayanışma ağımız da hala devam ediyor. Biz, aileler olarak farklı siyasi düşüncelere sahip olduğumuz için siyaset alanında ayrı ayrı alanlarda düşüncelerimizi dile getirmek yerine farklı etnik kökenleri, inançsal farklılıkları bir araya getirecek bir formülün daha doğru olacağını düşündük ve derneğimizi oluşturduk. Tabi, bizim manevi ve duygusal olarak bir ortaklığımız vardı. Çünkü her birimiz yakınlarımızı kaybetmiştik ya da yaralanmıştık. Yaralanan arkadaşlarımızın ve hayatını kaybeden arkadaşlarımızın 1. dereceden yakınları şu an derneğimize üye olabiliyor. Ayrıca 10 Ekim Ankara Mitingi’ne çağrı yapan kurumlar belirledikleri birer temsilci ile kurucu üye oldular. Bu derneği hem daha önce var olan dayanışma ağının süreklilik kazanması için hem kurumsal çağrı yapan kurumların ortaklaşması için ve hem de 10 Ekim saldırısında yakınlarını kaybeden, yaralanan, maddi manevi zarar gören insanların ortak mücadele zeminini yaratmak  için geliştirdik.

“Bizi bir araya getiren barış ve dayanışmadır”

Derneğimizi kurduktan sonra da 10 Ekim ile ilgili neredeyse tüm etkinliklerin merkezinde bizim derneğimiz yer aldı, zaten biraz da amaç buydu. 10 Ekim Katliamı ile ilgili hem adalet arayışını hem barış arayışını ortaklaştırmak, birlikte mücadeleyi sahiplenmek. ve kaybettiklerimizin anısına bağlı kalabilmek için derneğimizi oluşturduk. Örneğin, ben kardeşimi kaybettim orada. Kardeşimin cenazesini en son teslim almıştık, 100. insandı yani. Orada biz cenazeyi teslim alırken basın mensuplarının sorularına verdiğim yanıtta da nasıl kardeşim ve arkadaşları ülkemize, bölgemize ve coğrafyamıza barış gelmesi için buraya gelip yaşamlarını yitirmişlerse bundan sonra biz de yaşamımızı  tümüyle barış eksenli ve onların amaçlarını gerçekleştirmeye dönük bir çerçevede sürdüreceğiz demiştim. Bizi biraz da bir araya getiren barış ve dayanışmadır. O açıdan da biz, derneğimizin adını 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği olarak belirledik. Türkiye’nin değişik illerinde, bölgelerinde etkinlikler yapıyoruz. Zaten Türkiye şehirlerinin yarısından fazlasından yaralı ya da yaşamını yitirmiş arkadaşlarımız var. Dolayısıyla Türkiye’nin her yerinde etkinlik yapacak bir potansiyele sahibiz. Bu anlamda kısa sürede yaygın bir etkinlik alanımız oldu. Örneğin; İzmir’de Elif Kanlıoğlu arkadaşımızın anısına bir park açıldı. Adana’da Seyhan Belediyesi, Ankara’da yaşamını yitiren arkadaşlarımızın anısına bir anıt dikti. Birçok farklı ilde yaşamını yitiren arkadaşlarımızın anısına etkinlikler gerçekleştirildi. Etkinliklerin tümü yönetim anlamında 10 Ekim Derneği’nin tek başına organize ettiği etkinlikler olmasa da 10 Ekim Derneği’nin üyesi olan insanların ve kurumların katılımlarıyla ve diğer kurumların ortak organizatörlüğüyle gerçekleştirildi. Etkinlikler giderek daha da artacak. Bizim burada amacımız farklı fikir ve düşüncelere sahip olsak da bir amaç etrafında birleşmektir. o amaç da barıştır. Amacımız Türkiye’ye barışı getirmek, kaybettiklerimizin anısına bağlı kalmak, onların mücadelelerini sürdürmek ve olabildiğince çok insanı barış fikri etrafında bir araya getirmektir. Temel amacımız budur.

– 10 Ekim Ankara Katliamı’nın soruşturma süreci de tartışmalara neden oldu. Özellikle iddianamenin hazırlanması ve soruşturmanın tamamlanması 9 ayı buldu ve hala duruşma günü belli olmadı. Ailelerin iddianameye itirazları olduğunu da biliyoruz. Bu itirazlarınızı ve dava dosyası hakkındaki düşüncelerinizi açar mısınız?

Zaten eğer bizim adaletin sağlanacağına dair bir umudumuz olsaydı bu kadar mücadele etmeye de ihtiyaç duymazdık, örneğin; dernek kurmaya da ihtiyaç duymazdık veya siyasi, sosyal, kültürel çeşitli alanlarda etkinlikler yaparak kamuoyu oluşturmaya gerek duymazdık. Adaletin sağlanmayacağına dair daha ilk günlerden kaygılarımız olduğu için biz bir araya geldik ve mücadeleyi önümüze koyduk. Kaygılarımıza neden olan daha ilk günlerden hükümetin yaklaşımı vardı. Örneğin kokteyl örgüt yaratma çabaları vardı. Hükümetin elinde katliam öncesi istihbarat bilgileri olmasına rağmen, MİT’in saldırıyı gerçekleştirenleri çok önceden izlemesine ve daha öncesinde Suruç Katliamı, HDP’nin Adana ve Mersin il binalarına olan saldırılar gibi eylemleri gerçekleştiren bu ekibi bilmelerine rağmen  hükümetin o dönemki yaklaşımı bizim kaygılarımızı oldukça yükseltti. Ne yazık ki bu katliamın da üzerinin örtüleceğine ya da bir adalet duygusunun tatmin edici bir şekilde ortaya çıkarılmayacağına dair kaygılarımız ilk günden beri vardı ve hala sürüyor. Biz, avukatlar aracılığıyla hukuki anlamda da ciddi bir mücadele yürüttük.  Aileler olarak da sürekli Ankara merkezli toplantılar ve görüşmeler yaptık. Başsavcıyla, başsavcı vekiliyle ve savcılarla görüşmelerimiz oldu. Fakat geldiğimiz noktada kaygılarımızın doğru olduğu ortaya çıktı ne yazık ki.

Avukatlar dosyadaki klasörlere ulaşamıyorlar

İddianamede çok basit bir yaklaşım var. Biraz inceleme şansım oldu. Katliam, 3-5 kişinin bir araya geldiği, planlama yaptığı  ve bomba patlattığı sıradan bir hikaye gibi anlatılıyor. Davada yaşamını yitiren 100 kişi var, 394 yaralı var. Yaralananlar ve hayatını kaybedenlerin yakınları ile birlikte davada 493 müşteki ismi geçiyor. Tabi, ilginç olan 400-500 kişilik böyle bir davada neredeyse tutuklu sanık kalmamış. İddianamede haklarında müebbet istenen 2 kişi zaten o patlamada ölmüş, 1 kişi ise daha sonra Gaziantep’teki bir polis operasyonu sırasında ölmüş. Davada toplamda  36 sanık var ama tutuklu sanık sayısı yok denecek kadar az. Yani Ankara Katliamı, Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı olmasına rağmen tutuklu sanık yok. Dava konusu olan kişiler de daha sonra farklı farklı davalardan yargılanmış ve serbest bırakılmışlar. İddianamede bunlar yeni öğrenilmiş gibi ‘bu kişi burada serbest bırakılmış, aranıyor, şu kişi şurada serbest bırakılmış, aranıyor’ gibi basit ifadeler yer alıyor. Yine dava dosyasında 27 klasör var ancak avukatlarımız dosyadaki gizlilik kararı nedeniyle bu 27 klasöre ulaşamıyorlar. Katliamı aydınlatacak belgeler bu 27 klasörde olabilir ancak ulaşamıyoruz. Bu yaklaşım, ailelerin adalet beklentisini karşılayacak bir yaklaşım değil. Dava, bir katliam davası ama aynı zamanda siyasi yönü de ağır olan, ortaya çıkarılması gereken gerçeklerin olduğu bir dava.

“Ankara Katliamı’nın şifreleri tüm boyutlarıyla açığa çıkarılırsa Türkiye aydınlığa çıkar”

DSC_0547 (2)İddianamede belli bir görüşe mensup insanların hedeflendiği gibi bir yaklaşım var. Bu çok doğru bir yaklaşım değil. Örneğin; HDP Genel Merkezi’ne saldırı planlandığı ve bu olmayınca mitinge saldırı olduğu yönünde bir değerlendirme var, bu doğru bir değerlendirme değildir, tehlikeli bir değerlendirmedir. Çünkü bu güruh sadece belli bir kesime düşman değil. En son Atatürk Havalimanı’ndaki katliamda da açığa çıktı ki  bunlar aslında sadece sol düşünceden yana olan, demokrat insanlara düşman değiller aslında toplumun bütününe düşmanlar. Bu zaten Ortadoğu’da da kanıtlandı. Bunlar aslında İslam’a da düşmanlar, İslam’a da en büyük zararı veriyorlar. Bütün toplumun geleceğine düşmandırlar Daha önce de ifade etmiştim; Suruç Katliamı aydınlatılsaydı eğer Ankara Katliamı olmayacaktı. Çünkü bu katliamları yapanlar hep aynı kişiler, hep aynı ekip. Ankara Katliamı’ndan sonra da doğru bir yaklaşım sergilenseydi sonraki katliamlar olmayacaktı. Burada bir samimiyet yok. Mesela Hükümet hala bir özür bile dilemedi ailelerden. Hükümetin siyasi, ideolojik ilişki boyutunu tartışmıyoruz , ama Hükümet, ‘Biz Ankara’nın merkezinde, Türkiye’nin merkezinde 100 insanın ölmesine 394 insanın yaralanmasına engel olamadık bundan dolayı halkımızdan özür diliyoruz’ bile demedi. Bugün ortaya çıktığı kadarıyla biliyoruz ki MİT’in katliam öncesinde bilgisi vardı yine emniyetin kendi içerisinde güvenlik güçlerine yönelik yaptığı uyarılar var. Tüm bunlara rağmen samimi bir yaklaşım olmadı. İddianamenin hazırlanmasındaki bu yaklaşımı da biz siyasi iktidarın yaklaşımının bir devamı olarak görüyoruz. Biz elbette ki mücadelemize devam edeceğiz. Toplum gerçekleri öğrenene kadar  hem siyasi olarak hem manevi olarak elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Ben şuna inanıyorum; eğer Ankara Katliamı’nın şifreleri tüm boyutlarıyla açığa çıkarılırsa Türkiye aydınlığa çıkar. Ondan sonra yaşanan katliamlar da çözümlenir. Çünkü bizim için samimiyetin tek göstergesi barışa olan yaklaşımdır. İktidar olsun, muhalefet de olsun, siyasi çevreler olsun kim olursa olsun barışa nasıl yaklaşılıyorsa bizim toplumumuzun geleceğine de öyle yaklaşılıyordur. Biz böyle görüyoruz ve böyle değerlendiriyoruz. Samimiyet testini biz barış üzerinden yapacağız.

Bu saldırılar ile birlikte Türkiye toplumunda Cumhuriyet döneminde görülmemiş bir ayrışma ve kopuşma yaşandı. İnsanlar birbirlerinin acılarına tepkisiz kaldılar. Bizim en çok karşı durduğumuz da budur aslında.10 Ekim Mitingi’nde farklı düşünceden belki de hiç bir araya gelmeyecek insanlar barış fikri etrafında bir araya gelmiştiler. Bugün o duygu kırılıyor ve bunun vebali iktidarın boynundadır. Dolayısıyla yargının da bundan sonraki toplumsal yaşamımıza katkı sunan bir yaklaşım göstermesi gerekir. Bu açıdan bu mesele sadece hukuki bir mesele değildir. Geleceğimizi ilgilendiren, geleceğimizi çözümleyen dolayısıyla barışa evrilebilecek bir yaklaşım olması gerekir. Hukuk böyle bir rol oynarsa böyle bir çözümleyici yaklaşım sergilerse biz Türkiye’yi aydınlık günlere götürebiliriz, buna inanıyorum. Bizim yaklaşımımız bu. Dolayısıyla sadece 3-5 kişi cezalandırılsın, cezalandırılanların sayısı artsın gibi bir yaklaşım bizim yaklaşımımız değil. 36 şüpheliden hepsi müebbet hapis cezası almış olsa bile adalet sağlanmış olmayacak. Çünkü arkasındaki güçler çözümlenmeyecek. O sürece nasıl gelindiği anlaşılmayacak. Katliamın diğer tüm bağlantıları ve şifreleri çözümlenmemiş olacak ve dolayısıyla adalet sağlanmamış olacak ve biz de o mahkemeden adalet sağlandı duygusuyla çıkmayacağız. Bizim böyle bir beklentimiz var. Yani ben orada kardeşimi kaybettiğimde yaşadığım duygu şuydu; kardeşim yıllarca barış mücadelesi yürüten bir insandı ve bu yolda hayatını kaybetti. Bundan sonra da o mücadeleyi sürdürmek ve onu başarıya götürmek bizim görevimiz. Dolayısıyla biz ailelerin ortak duygusu da barışı sağlamak, geleceğimizi aydınlatmak Türkiye’nin demokratik, eşit bir geleceğe evrilmesini sağlamak ve bunu sağlarken de adalet ve hukuk üzerinden ortak ve çözümleyici bir tutum gerçekleştirmek. Sonuç olarak bunların hepsini göz önünde bulundurarak iddianamenin kabul edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda hukuki girişimlerimiz de oldu ve olacak.

-Suruç Katliamı’nın yıldönümü de yaklaşıyor. Şu an içinde bulunduğumuz çatışmalı sürecin ve ardı ardına patlayan bombaların başlangıcı bir anlamda Suruç Katliamı’ydı. Bursa ve Türkiye’de katliamın yıldönümünde çalışmalarınız olacak mı?

Aslında süreç tam olarak Suruç ile başlamadı, büyük katliamlar Suruç ile başladı. Daha büyük katliam denemeleri oldu. Diyarbakır’daki HDP mitinginde biraz şans eseri hedeflenen olmadı. Daha sonra yine HDP il binalarının havaya uçurulması planı var. İddianamede de geçiyor asıl büyük hedeflerden birisi HDP Genel Merkezi’nin komple havaya uçurulmasıydı. HDP Genel Merkezi’ni havaya uçurmak için 1.5 ton patlayıcı hazırlamışlar, bu plan gerçekleşmeyince bu kez Ankara Garı’ndaki mitinge saldırmayı hedeflemişler. Bunların daha önceden hazırlığı yapılmış. Tabi ki bir yandan da Suruç bir başlangıç olabilirdi Suruç Katliamı doğru çözümlenseydi, katliam sonrası failler yakalanmış, engellenmiş olsaydı belki ondan sonraki eylemler gerçekleşmeyecekti. Dolayısıyla Suruç kilit bir rol oynuyor.

“Acılarımız da beklentilerimiz de ortak”

Suruç aileleri de bir inisiyatif halinde örgütlenmiş durumda. Onların başını çektiği bir faaliyet var, biz de onlarla ortaklaşıyoruz. Zaten acılarımız da ortak, Türkiye’ye yönelik beklentilerimiz de ortak. 20 Temmuz Suruç Katliamı’nın yıldönümü. 20 Temmuz’da Türkiye genelinde çeşitli anma etkinlikleri olacak ama öncesinde de bazı programlar var. Suruç’ta 33 insanımızın katledilmesine atfen 33 ayrı noktada ayrı tarihlerde, daha önce ve daha sonra yaşanmış katliamları da içeren  için anmalar yapıldı. Örneğin bunlardan birisi Ankara’da yapıldı. Ankara katliamı ve sonrasında yaşanan katliamlar ile ilgili etkinlikler ve faaliyetler yürütüldü. Bursa’da da 20 Temmuz’da Suruç Katliamı’nda kaybettiğimiz  Nartan ve Ferdane Kılıç arkadaşlarımızın mezarları başında bir anma gerçekleştirilecek. 23 Temmuz’da da yine arkadaşlarımızı anmak için Konak Kültür Merkezi’nde bir etkinlik gerçekleştirilecek. Nartan Kılıç’ın daha önce çektiği fotoğraflardan oluşan bir fotoğraf sergisi olacak ayrıca kaybettiğimiz arkadaşlarımızın yakınlarının ve sevenlerinin duygularını ifade edecekleri bir etkinlik olacak. Tabi, burada sadece duygusal anlamda anmak değil onların düşüncelerini, inançlarını, Türkiye’ye ve halklara yönelik o güzel duygularını topluma taşımaktır bizim amacımız.  Nasıl ki 10 Ekim Ankara Katliamı sonrası kardeşimin ve diğer arkadaşlarının barış mücadelesini sürdürmeyi önümüze koymuşsak her bir arkadaşımızın kendi alanında geliştirdiği o güzellikleri kendisinden sonra topluma taşımak gibi bir görevle de karşı karşıyayız. Hiç korkmuyoruz. Biz canımızı verdik, bundan ötesi yok. Ölüm gelecekse başkalarının elinden ya da düşmanlıklarla gelmesin doğallığıyla gelsin. Toplumumuza doğal bir yaşam hediye edelim. buna kim katkı sunarsa Türkiye’nin geleceğine güç vermiş olur ama kim bunu bozmaya çalışırsa o da şeytanla işbirliği yapmıştır. Biz böyle böyle bir Türkiye’de yaşamak istemiyoruz.

BursaMuhalif.com/Ömer Gül

porno porno izle gaziantep escort gaziantep escort gaziantep escort gaziantep escort gaziantep escort gaziantep escort ankara escort

kaçak bahis siteleri

deneme bonusu

casino siteleri

mobil ödeme bahis

bahis siteleri

mobil ödeme bahis

bonusal

bedava bonus

bedava bahis

mobil ödeme bahis

canlı bahis

bedava bonus

çevrimsiz bonus

deneme bonusu

escort istanbul

bahis siteleri